Ziyaretçiler
Doküman İndir
 Mar.13
15 - 22 Mart Haftasının Genel Etkinlik Programı
 Mar.10
Bu raporumuz Mart 2009 tarihi itibarı ile
TMMOB'nin "su" özelindeki görüşlerinin kamuo...
 Feb.13
Egeçep 2. Kurultayı’nda yapılan “DÜNDEN YARINA SU POLİTİKALARI”
başlıklı sunu...
 Nov.06
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu
 Nov.06
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu tarafından dağıtılan dokümanın pdf versiyonu
Kategorilere göre Etkinlikler
|
ANA SAYFA
|
Hasankeyft'te son skandal |
|
Orijinali için tıklayınız
Hasankeyft'te son skandal
Ilusu Barajı'nın altında
kalacak olan tarihi eserler için önce 'Gerekirse taşınacaklar'
denilmişti. Ancak bu eserlerin 'Zaten tahrip olmuşlar' gerekçesiyle su
altında bırakılacağı itiraf edildi İSTANBUL
- “İnşaatına ekim-kasım gibi başlanır” denilen Ilısu Barajı’nda şok
bir gelişme daha yaşandı. Hasankeyf topraklarına yayılan tarihi
eserlerin yüzde 60-70’inin “Zaten tahrip olmuş eserler” denilerek sular
altında bırakılmak istendiği ortaya çıktı. |
|
Devamını oku...
|
|
Uzunçayır Barajı Utanç Gölü |
|
Munzur akmıyor. Munzur dertli..Munzur çığlık çığlığa. Munzur’da saygıyla yere dokunan eller, gözler ve ayaklar isyanda…
Dersim yeni bir kuşatma planının uygulanmasına tanıklık ediyor.
Henüz ÇED raporu hazırlanmamış, arıtma tesisleri yapılmamış olmasına
rağmen Uzunçayır barajı ve hidroelektrik santrali baraj kapaklarının
kapatılmasıyla su tutmaya başladı. 1967 yılından bugüne uygulanan kısa
vadeli politikalarla Munzur’da sadece suyun değil, doğanın, insanın
kirlenmesi, yok edilmesi için büyük bir adım atıldı. 7 barajdan biri
olan Uzunçayır bilinmelidir ki çevreye vereceği zararlarla beraber
kolera, tifo, sıtma, dizanteri gibi hastalıkların da çağrıcısı
olacaktır. Dersim il merkezinden 20 km uzakta olan baraj yakın
gelecekte Munzur’un suyuna set çektiği kadar insan yaşamının parçası
olan kültürün yok edilişine de tanıklık edecektir. Ne gariptir ki
ülkeye hizmet etmekle övünenler, politikacılar bilimsel verilere,
yapılan tüm çağrılara kulaklarını tıkamışlardır. Yıllardır göçe
zorlanan yöre insanı şimdilerde sahip olduğu zengin doğasını, sözlü
kültürünü, inanç merkezlerini kaybetmek üzeredir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Dikili'de Su Paneli Yapıldı |
|
Dikili Levent Kafe'de, "Suyun Korunması" Paneli yapıldı. Dikili'lilerin yoğun ilgi gösterdiği panel, yaklaşık 5 saat sürdü. Buna karşın, ilgi devam ettiği gibi, panelin bitmesinden sonra da konuşmacılarla ikili üçlü diyaloglarla bu ilginin sürdüğü gözlendi.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Maden Köyü Çevre Platformu Sonuç Bildirgesi |
|

MADEN KÖYÜ ÇEVRE PLATFORMUMUN
8.8.2009 TARİHİNDE DÜZENLEDİĞİ “ALTIN
MADENİ İŞLETMESİ VE SİYANÜR GERÇEĞİ” KONULU PANEL NİĞDE- ULUKIŞLA HASANGAZİ
KÖYÜNDE HALKIN YOĞUN KATILIMI İLE GERÇEKLEŞTİRİLDİ.
Panele konuşmacı olarak katılan
EGEÇEP yürütme kurulu üyesi Erhan İÇÖZ’ü kendi espirilerini de katarak
etkileyici sunumu ile Bergama ve Kışladağ deneyimini anlatırken köylüler
dikkatle izlemiş, hep bir ağızdan altın işletmesine karşı birlikte mücadele sözü
vermişlerdir.
Adana CETKO Başkanı Dr. Sadun
BÖLÜKBAŞI ise siyanürün insan
sağlığı üzerine etkilerini ve Seyhan Havzasının altın işletmeciliğinden nasıl
etkileneceğini bilim insanı gözü ile aktardı.
Son konuşmacımız Tahir ÖNGÖR yine
bilim insanı penceresinden doyurucu bir sunum yaparak, Maden işletmesi
sürecinde, siyanürün yanı sıra açığa çıkacak diğer ağır metallerin ve Arseniğin
masum olmadığını, Arseniğin uzun yıllar içinde etkisini gösterdiğini, bazen
siyanürden daha da fazla insan ve canlı yaşam üzerinde telafisi mümkün olmayan
olumsuz etkiler bırakacağını söyledi.
Panel ve söyleşimizi başarılı bir
şekilde yöneten, TÜRÇEP sekreteri Oktay DEMİRKAN ise sunular arasında küçük
anekdotlarla konuşmacıların sunularına katkıda bulunarak izleyicilerin dikkatini
canlı tuttu..
Sunular sonunda yöre halkı sorular ve
görüşleri ile katkıda bulundular. Küçük kızımız PELİN sahneye fırlayarak
mikrofonu eline aldı “ben 26 yaşına
gelince kanser olmak istemiyorum lütfen buna müsaade etmeyin!” dedi. Tüm
katılımcılardan mücadele sözü alarak, katılımcılara o an doğaçlama aklına gelen;
“Susma Haykır Altına Hayır” sloganını
da attırarak, gelecek kuşakların şimdiden mücadelede yerini aldığını
göstermiştir.
Tarsus ÇEKSAM (Tarsus Çevre Koruma
Kültür ve Sanat Merkezi Derneği) Başkanı Av Semra KABASAKAL ‘ın ücret talep etmeden Hasangazi ve diğer
Köylerin hukuksal sorunları üzerinde gönüllülük düzeyinde çalışacağını
belirtmesi köylüleri heyecanlandırmıştır.
Toplantımıza katılarak onurlandıran Ulukışla Belediye başkanı Hacı
AVŞAR’a, Marmara üniversitesi yeni
teknolojiler araştırma merkezi müdürü Prof.Dr. Tanay Sıtkı UYAR’a, Başkent
Niğde Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Dr. Nadi ÖZDAMAR’ a, Organizasyon için Niğde
Çevre Eğitim ve Kültür Derneği (NİÇEK)’e, Destekleri için TÜRÇEP, EGEÇEP,
ÇEKSAM, ÇETKO, DAÇE, İÇAÇEP ve Niğde EĞİTİM-SEN’E Teşekkür
ederiz.
11.08.09
Maden Köyü Çevre
Platformu
Yürütme gurubu
adına
Tuncay
DEMİR.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
TÜRÇEP 25 - 26 Temmuz 2009 Ankara Toplantısı Sonuç Bildirisi |
|
TÜRKİYE ÇEVRE PLATFORMU (TÜRÇEP) ’in olağan
Temsilciler Meclisi toplantısı, 25 -26 Temmuz 2009 günleri Ankara' da
gerçekleştirildi.
Batı Karadeniz,
Marmara, İç Anadolu ve Doğu Akdeniz Çevre Platformu temsilcilerinin
katıldığı toplantıda çevre sorunlarına ilişkin olarak gündemde olan
konular görüşüldü ve aşağıdaki konularla ilgili olarak TÜRÇEP
görüşlerinin kamuoyunun bilgisine iletilmesi kararlaştırıldı:
1. Geçtiğimiz günlerde önce Artvin, Ordu, Zonguldak ve daha sonra da Giresun’da
yaşanan, kamuoyuna aktarıldığının aksine ‘doğal olmayan’ sel
felaketleriyle, Karadeniz sahiline ve doğasına onarılmaz zarar veren
sahil yolu bir kez daha Karadeniz insanının felaketi olmuştur. Nisan
2007’de başbakan Tayyip Erdoğan tarafından açılan sahil yolu konusunda
bir çok uzman gelecekte yaşanacakları dile getirmişlerdi.
Yaklaşık 4.2 milyar dolara mal olan 542
kilometrelik Karadeniz sahil yolu inşaatındaki yanlışlara karşı
1998'den beri direnen ve hukuk savaşı veren Avukat Cihan Eren, 18 Nisan
2005'te konuyla ilgili açtığı davalar için yapılacak keşiften iki gün
önce bir silahlı saldırıda ağır yaralanmış ve 22 Temmuz 2005'te
yaşamını kaybetmişti. Haklılığı acı bir şekilde kanıtlanmış olan doğa
savaşçısı Av. Cihan Eren’i yaşanan felaketler nedeniyle bir kez daha
saygıyla anıyoruz.
2. TBMM ‘ne sunularak yasalaştırılması planlanan “Ulusal Biyogüvenlik
Yasası” Yasa Taslağı’nda Genetiği Değiştirilmiş ürünlerin ve
tohumların ithalinin, üretiminin, tüketiminin serbest bırakılması
öngörülmektedir. Tüketilmesi durumunda insan ve çevre sağlığını olumsuz
etkileyeceği bilim insanlarınca kabul edilmiş olan GDO’ lu ürünlerin
ülkemize serbestçe ve kontrolsüz girişinin gelecekte ne tür sağlık ve
çevre sorunlarına yol açacağı bilinmemektedir. Bu nedenle yasa
tasarısına karşı çıkmanın ve konuya ilişkin halkımızı bilgilendirmenin
çevre korumacılar olarak sorumluluğumuz olduğunun bilincindeyiz. Bu
bilinçle Türkiye Çevre Platformu olarak bu alanda yıllardır mücadele
eden ‘GDO’ ya Hayır Platformu’ nun desteklenmesi kararı alınmıştır. 19
Eylül 2009 tarihinde ise GDO’ ya Hayır Platform bir değerlendirme
toplantısı yapacaktır. Sonuç olarak TÜRÇEP GDO’ ya Hayır Platformu’nun
düzenlemiş olduğu imza kampanyasına katkı koymayı ve 17 Ekim 2009
tarihinde Ankara’da yapılacak GDO karşıtı mitinge katılma kararı
almıştır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
31 Temmuz 2009 -
Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven'in 10 tona kadar olan suyu
halka ücretsiz vermesiyle ilgili 'kamu zararına yol açtığı'
gerekçesiyle açılan dava görüldü. Duruşma 6 Ekim 2009 tarihine
ertelendi.
İzmir’in Dikili İlçesi’nde, sosyal belediyecilik yaparak
konutlardan 10 tona kadar su parası almayan, belediye çalışanlarına
suyu yüzde 50 ucuza veren, belediyeye ait ekmek fabrikasında halka ucuz
ekmek satan, ulaşımdan ücret almayan Belediye Başkanı Osman Özgüven ve
önceki dönem belediye meclis üyeleri de dâhil olmak üzere 21 kişinin
‘Görevi kötüye kullanmak’, 'Kamuyu zarara uğratmak' suçlamasıyla açılan
davanın bugünkü duruşması görüldü.
Dikili Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Osman Özgüven
ile birlikte avukatları Arif Ali Cangı, Berrin Esin Kaya ve Muhittin
Üstündağ katıldı.
Duruşmada söz alan Av. Arif Ali Cangı, Türkiye'nin uluslararası
Ekonomik ve Sosyal Haklar Sözleşmesi'ne imza attığını hatırlatarak, "Su
herkesin eşit ve ücretsiz şekilde ulaşması gereken bir insan hakkıdır.
Bu hakkın kullanımını sağlamak kamu yararı taşır. Bu nedenle mahkeme
heyetinin uluslararası sözleşmeleri baz alarak, suyun insan hakkı
olduğu yönünde karar vermesini talep ediyoruz" şeklinde konuştu.
Av. Berrin Esin Kaya ise, suyun tüm canlıların öncelikli hakkı
olduğunu kaydederek, kararın bu doğrultuda verilmesi gerektiğini
belirtti.
Savcı, Dikili Belediyesi'ne yazı yazılarak, 'kamu zararının
karşılanıp karşılanmadığının sorulmasını, karşılanmışsa bu miktarın ne
kadar olduğunun' sorulmasını istedi.
Mahkeme Başkanı Volkan Çetinkaya da, Dikili Belediyesi'ne yazı
yazılarak, zararın karşılanıp karşılanmadığının sorulmasına karar
vererek, duruşmayı 6 Ekim 2009 tarihine erteledi.
Osman Özgüven'in Dikili Festivali kapsamında 'Altın Madeni ve
Çevre' konulu paneli basan Koza Altın Madeni işçileriyle ilgili açtığı
dava da yine aynı tarihe ertelendi.
Duruşma sonrası adliye önünde açıklama yapan Av. Cangı, görülen 'su
davasının' önemine işaret ederek, "Bu dava bizim için çok önemli. Çünkü
dava sonunda suyun bir hak mı yoksa para ile satılan bir meta mı
olduğuna karar verilecek" dedi.
Belediye Başkanı Osman Özgüven de, “Biz buralara gidip geliyoruz
diye sanmayın ki pişmanız. Yaptığımızın son derece doğru bir şey
olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca kaldı ki iddia ettikleri gibi artık suyu
da parasız vermiyoruz. Suya 1 kuruş zam yaptık. Türkiye şartlarında bu
zamla ülke ekonomisine önemli bir katkı sağlamış olduk. Bundan sonraki
süreçte her haneye içilebilir suyu parasız vermek için elimizden gelen
gayreti göstereceğiz" dedi.
ANF
Birleşmiş Milletler’e ait ‘Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar
Sözleşmesi’ne göre, su hakkı diğer hakların kullanılması açısından
temel bir koşuldur. Sözleşmede ayrıca suyun yeterli ve sürekli olması,
güvenli olması, ekonomik açıdan erişilebilir olması kıstasları
gösterilmiştir.
Haziranın 12. günü “10 tona kadar suyu ücretsiz vermek” suçlaması
ile hakkımızda açılmış davanın 5. duruşması vardı. Yeni duruşma günü
için mahkeme temmuzun 31. gününü belirledi. Davada sona geliniyor.
İnsan
hakları ve demokrasi konusundaki duyarlılığımız ve sorumluluklarımız
sonucu, 15 yılı aşan belediye başkanlığımız süreçlerinde sayısını
hatırlayamadığım dava ile karşılaştım. Yani alışığım. Mahkeme kararı
tabii ki çok önemli. Ama önemli olan daha da önemli olan su konusundaki
yaklaşım olacaktır.
Hukukçu arkadaşlarımızın dillendirdiği gibi,
2464 Sayılı Belediye Gelirleri Yasası’na göre küçük teknik bir
yanlışlık yapılmış olabilir. Anayasaya aykırılığı çok açık
görülecektir. Mahkemenin kararı, hukukçularımızın talebi doğrultusunda
davayı Anayasa Mahkemesi’ne taşımak olursa, demokrasi ve insan hakları
açısından bir ilke imza imza atılmış olacaktır. Suyun insan hakkı
olduğu yaklaşımımız güç kazanacak, yaygınlaşacaktır. Aksi durumda ise
mücadelemizin güçlendirilmesi ve tutumumuzun daha iyi anlatılması
ihtiyacı belirecektir.
YURTDIŞINDAN DESTEK GELDİ
Mevcut
yasa (?) bizi hileye zorluyor. Biz bunu yapmak istememiştik. Ancak
çaresiz kalınca bunu yaptık. Suyu “10 tona kadar 1 kuruş” tarifesiyle
dağıtıyoruz. Yani aynı konuyla bağlı dava bir yılı aşkın sürerken,
şimdi yasaya karşı hile yaparak suyu ücretsiz değil, bir kuruşa
vermemiz nedeniyle ortada davalık bir suç yok. Demokratik bir gözün ve
aklın bunu anlaması elbette mümkün değil.
Su ile ilgili davamız
Türkiye içinden olduğu kadar yurtdışından da yoğun tepkiler aldı. Su
meselesi çok yaygın olmasa da tartışılmaya başlandı. Hatta 2009 Yerel
Seçimleri öncesinde kimi belediye başkan adayları Dikili’yi örnek
alacaklarını açıkladı.
Somut olarak yararını yaşayanlar başta olmak
üzere, halkımızın ilgisi de önemliydi. Söylemek zorundayız ki İsveç’ten
bile konuya ilgi duyduğu için bir milletvekili gelirken, özellikle
kendini ilerici-halkçı olarak ifade eden belediye başkanları da dahil,
hiçbir başkan ve yerel yönetici davamıza katılmadı. Bu, henüz yönetici
kesimlerin su meselesinde açık, net ve doğru bir duruş konusunda
yeterli inanç ve donanıma sahip olmadıklarını açık olarak
göstermektedir.
TEMEL BİR YAŞAM MÜCADELESİ
Ne yazık ki su
konusunun genelde insanlık, özelde halkımız açısından öneminin henüz
yeterince kavranamadığını ifade etmek zorundayız. Bu nedenle konunun
yeniden gündeme gelmesini ve tartışılmasını sağlamak, tutumumuzu
açıklamak, görüşlerimizi bir kez daha kamu ile paylaşmak istedik.
Biz
suyun temel bir yaşam mücadelesi olması nedeni ile “Sosyal Bir Hak-Bir
İnsan Hakkı” olduğunu düşünenlerdeniz. Bu yaklaşımın özü, suyun mutlaka
karşılanması gereken önemli bir gereksinim olduğu, suya ulaşımın kesin
ve pazarlık yapılamaz biz insan hakkı niteliği taşıdığıdır. Birleşmiş
Milletler’e ait ”Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi”ne göre
su hakkı diğer hakların kullanılması açısından temel bir koşuldur.
Sözleşmede ayrıca suyun yeterli ve sürekli olması, güvenli olması,
ekonomik açıdan erişilebilir olması kıstasları gösterilmiştir.
BM, BİZE BU GÖREVİ YÜKLEDİ
Hak
kavramının somut unsurları olarak suyun yeterli kalitede ve miktarda
olması, insanlara evlerinin içinde ya da yakınında sunulması, eşit
erişim olanaklarının yaratılması, engellilerin, yaşlıların dikkate
alınması ve su fiyatının erişilebilirliği engellenmeyecek düzeyde
olması, su hakkına uyulması ve saygı gösterilmesi sayılabilir.
Ayrıca
BM tarafından kabul edilen yönetmelik kamu kesimine önemli görevler
yüklemektedir. İşte tam bu noktada suyun dağıtımı ile ilgili olarak
belediyeler devreye giriyor. Biz ne yaptık? Suya ilişkin duruşumuzu
yukarıda açıkladık. Düşünceleri ifade etmek yetmez. Pratik olarak
uygulanmaları gerekir. Yoksa uygulanmayan en iyi düşünceler bile süs
olarak kalırlar. Bu nedenle bir yandan tasarruf anlayışını geliştirmek
ve yaygınlaştırmak,diğer yandan eşit ulaşılabilirliği sağlayabilmek
için “10 tona kadar su kullanımını” ücretsiz yaptık.
SU SATMAYI TEKELLER İSTİYOR
Su
parasını olanaksızlıklar nedeniyle ödeyemeyen hiç kimsenin suyu
kesilmedi. Suyu bir “meta” yani mal olarak gören anlayışlar esas olarak
suyu özelleştirmeye çalışmaktır.
Bu düşünce ve çabaların
arkasındaki temel güç uluslararası dev su tekelleridir. Su konusundaki
küresel ölçekte gerçekleştirilen girişimler 1970’li yıllarda
başlamıştı. 1972 yılında “Uluslararası Su Kaynakları Birliği” ABD
merkezli ve özel kesimin girişimleri sonucunda kurulmuştu. Bu oluşum,
"Dünya Su Konseyi" adı verilen ve günümüzde küresel su politikaların
belirlenmesi açısından önemli bir yere sahip oluşumun kurulmasında da
ön planda yer almıştır.
Dünya Su Konseyi, bu birliğinin de desteğini
alarak dünya devi Suez, Kanada Yardım Kuruluşu (CIDA) ve Mısır
hükümetinin girişimleriyle, 1966'da kurulmuştur. Konsey, Dünya Su
Forumu’nun düzenleyicisi olması açısından da önemlidir. Son olarak
2009'da Türkiye’de toplanan bu forum üç yılda bir, su hizmetleri
yönetimi ile ilgili küresel politikaların belirlenmesi amacıyla
toplanmaktadır.
Konsey suyun özelleştirilmesi konusunda çalışmalar
yapan tek kuruluş değildir elbette. Dünya Bankası başta olmak üzere, BM
Kalkınma Programı, küresel su ortaklığı, değişik kalkınma bankaları,
finans kuruluşları ve daha birçok kuruluş sayılabilir. Ortak yanları
suyu meta olarak görmek ve nemalanmak, suyun bir insan hakkı olduğu
gerçeğini gölgelemektir.
İNGİLTERE'DE FATURALAR YÜZDE 45 ARTTI
Dünya
su devleri şimdi de gözlerini Türkiye’ye dikti. Türkiye onlar için çok
kârlı bir pazar. 16-22 Mart 2009’da Türkiye'de toplanan 5. Dünya Su
Forumu bunun açık kanıtıdır. İnsanlık ailesine ait olan suyun
özelleştirilmesinin gerçekleştirildiği kimi örneklere göz atmak durumun
ciddiliğinin görülmesine bir nebze de olsa yardımcı olabilir.
İngiltere’de
1989'da su hizmetleri yönetimi kamu kesiminden alınarak özel kesime
bırakılmıştır. Bunun sonucun da su faturalarında yüzde 46 oranında bir
artış görülmüştür. Fransa’da kaynakların mülkiyeti kamuda kalmakla
beraber işletme hakkının özelleştirilmesi gerçekleştirilmiştir. Bu
nedenle de belediyelerin hizmet sunduğu duruma göre, fiyatlar yüzde 40
oranında artmıştır.
AKARSULAR BİLE ÖZELLEŞTİRİLDİ
Bulgaristan’da
International Water ile Sofya Belediyesi tarafından kente su sağlamak
üzere kurulan şirket, sözleşmeyi takiben 3 ay içinde fiyatları yüzde
25,5 oranında artırmıştır. Hindistan’da 'özelleştirilen akarsular'
polis tarafından 'su hırsızlığı'na karşı korunmaktadır.
Bolivya’nın
bir eyaletinde 1999 yılında Aquas Del Tunari adlı firmaya 40 yıllığına
verilen su imtiyazı sonrasında su ücretleri yüzde 100 ile yüzde 200
arasındaki oranlarda yükselmiştir. Asgari ücretin 100 dolar olduğu
ülkede insanların 20 dolar su faturası ödemeye başladıkları
bilinmektedir. Ancak 2000'da 7 gün süren eylemler sonunda sözleşme
hükümet tarafından iptal edilmişti. Özelleştirme sonrasında Bolivya’da
halkın “yağmur suyunu biriktirip kullanması” bile yasaklanmıştır.
Ayrıca
su hizmetlerinin özelleştirilmesi, önemli sağlık sorunlarına da yol
açmaktadır. Örneğin 1988’de Avusturalya’ nın Sidney kentin içme suyunda
iki önemli parazit çıktığı ve insan sağlığını tehdit ettiği
bilinmektedir. Elbette Tanrısı kâr ve para olanlar için, insan
sağlığından daha önemli olan ilaç tüketimi olmaktadır.
SU İNSANLIK AİLESİNE AİTTİR
Tüm
örneklerin gösterildiği gibi temel bir yaşam maddesi olarak bir insan
hakkı olan suyun özelleştirilmesi geniş halk yığınlarının çıkarlarına
ters düşmektedir. Kendisini ilerici demokrat ve her şeyden önce 'insan'
olarak tanımlayan tüm yöneticiler, belediye başkanları Türkiye halkının
suyuna göz dikmiş olanlara karşı uyanık olmalıdır.
İçinde meslek
örgütlerinin de yer aldığı alternatif su forumunun düzenleyicileri
başta olmak üzere dünyada ve Türkiye ‘de “İnsan'ın Suyu"na uzanan
ellere fırsat vermemek için mücadele eden bir çok kuruluş da var
şüphesiz. Elbette yeterli değil.
Şu anda su dağıtımdan sorumlu olan belediyelere ve yerel yönetimlere önemli görevler düşmektedir.
»Suyun bir insan hakkı olduğu gerçeğini dağa taşa yazmalı, haykırmalıyız.
»Suyun dev su tekellerine peşkeş çekilmesine müsaade etmemeliyiz.
»Suyun insanlık ailesine ait olduğu, özelleştirilemeyeceği gerçeğini her fırsatta dile getirmeliyiz.
»Suya herkes ulaşabilmelidir. Bu koşullar belediyelerce hazırlanmalıdır.
Biz ne popülizm ne de kahramanlık peşindeyiz.
HALKIN ÇIKARLARINI SAVUNACAĞIZ!
İlerici
demokrat bir 'insan' ve yönetici olarak, büyük çoğunlukların
çıkarlarını savunmayı görev kabul etmiş bir belediye başkanı olarak
hiçbir davanın ve cezanın “Suyun İnsan Hakkı Olduğu “gerçeğini
değiştirmeyeceğini bir kez daha vurgulamak istiyoruz.
Son olarak da
tüm belediye başkanı arkadaşlarıma su konusundaki uygulamalarında bu
yaklaşıma uygun pratikler yaratmaya davet ediyorum.
Ayrıca suyun
özelleştirilmesi planlarının taşıyıcısı ve propaganda aracı olan “Dünya
Su Forumu”na karşı, alternatif olarak düzenlenen forum ve toplantılar
desteklenmeli, her tür katkı ve araçla güçlenmeleri sağlanmalıdır.
27.06.2009 Birgün
|
|
|
Ankara’da suya yüzde 75 zam
23 Temmuz 2009 - Ankara Büyükşehir Belediyesi, faturaların 45 günlük düzenlenmesi
nedeniyle vatandaşların bir üst kademe fiyatından su bedeli ödemek
zorunda kaldığı ve su fiyatının her ay otomatik olarak arttığı
uygulamayı Danıştay'ın iptal etmesinin ardından, 20 Temmuz günü suya
%75 oranında fahiş bir zam yaptı.
Başta dar gelirli aileler olmak üzere, abonelerin büyük bir
bölümünün 10 metreküpün altında su kullandığı Başkentte, önceki
tarifede atık su bedeli dahil suyun metreküpüne (KDV hariç) 1.55 TL
ödenirken, yeni tarife ile birlikte suyun metre küpüne (KDV hariç) 2.70
TL ödenecek. Böylece su faturaları önceki tarifeye göre %75 oranında
zamlanmış olacak. Asgari ücrete ise en son %4 oranında zam yapılmıştı.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek tarafından yapılan açıklamada suya indirim yapıldığı söylenmişti.
Sendika.Org
Halkevci Kadınlar su zammına karşı eylemde
Halkevci kadınlar Ankara’da su zamlarına karşı bir eylem
gerçekleştirdi. Kadınlar evlerindeki çamaşır ve bulaşıkları
Güvenpark’ta yıkamak istedi.
Halkevci kadınlar su hakkı için mücadelede kararlı
Geçtiğimiz günlerde suya gelen %75’lik zam bugün Halkevci kadınlar
tarafından protesto edildi. Saat 12.30’da Yüksel Caddesi’nde toplanan
kadınlar Ankara Büyükşehir Belediyesi önüne yürüyüşe geçti. Yürüyüş
boyunca sık sık “Gökçek boş durma kadınlara su getir” “Susma sustukça
susuz kalacağız” “Su hayattır satılmaz!” sloganlarının atıldığı
eylemde, kadınlar çamaşır ve bulaşıklarını belediye binası önüne
götürdü. Çevik kuvvet ve sivil polisler kadınların eylemini yaptırmamak
için çok uğraştılar.
“Su haktır, satılamaz”
Belediye Binası önünde yapılan basın açıklamasında, “Bütçe
açıklarını kapatabilmek için her türlü sahtekarlığa girişen AKP, suya
yaptığı tarifsiz zamla, zaten evinde 10 metre küpün üzerinde su
kullanmayan yoksul halkın kullanmadığı su üzerinden kar etmeye
çalışıyor” denildi ve her haneye 18 metre küp suyun parasız sağlanması
gerektiği belirtildi.
Polis kadınları gözaltına almak istedi
Basın açıklaması sonrası yürüyerek Güvenpark'a gitmek isteyen
kadınları polis engellemek istedi. Sivil polisler kadınları gözaltına
almak için çabalarken eylemlerinde kararlı olan kadınları polis
durduramadı.
Halkevci Kadınlar: Yoksul mahallelerden su olup akacağız… “Çamaşırlarımızı ve bulaşıklarımızı Gökçek yıkasın!”
Kadınlar evlerinden getirdikleri çamaşırları ve bulaşıkları
Güvenpark'ta havuzda yıkamak istediler. Kadınlar, yapılan zamlardan
sonra evde çamaşır ve bulaşıklarını yıkayamadıklarını, o yüzden
buradaki havuzda yıkayacaklarını söylediler. Kadınların önüne barikat
kuran çevik polisin engellemesine rağmen “Susuzluk yüzünden bitlenen
çocuklarımızın bitini Gökçek ayıklasın, çamaşırlarımızı da bundan böyle
Gökçek yıkasın” diyen kadınlar çamaşırlarını havuza fırlattılar.
Halkevci kadınlar burada yaptıkları konuşmalarda su zamları geri
alınana ve her haneye 18 m3 su ücretsiz verilene kadar mücadeleyi
sürdüreceklerini, buna ne Gökçek'in ne de polislerin engel
olamayacağını vurguladılar.
Halkevleri'nin eylemleri sürecek
Halkevleri yapılan su zammıyla ilgili 31 Ağustos Cuma günü 12.30’da
Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde bir eylem daha gerçekleştirecek.
Sendika.Org-Ankara
|
|
Devamını oku...
|
|
|
İzmir'de su zammı davalık oldu
20 Temmuz 2009 -
İzmir Birlikte Başaracağız Platformu, İzmir Büyükşehir
Belediyesi'nin suya yaptığı zammı geri alınması talebiyle İzmir İdare
Mahkemesi'ne başvuruda bulundu.
Bayraklı Adliyesi'nde bir araya gelen platform üyeleri adına basın
açıklamasını okuyan Av. Arif Ali Cangı, İzmir'de ulaşıma ve suya
yapılan zamları geri aldırmak için mücadelelerini sürdürdüklerini
belirterek, "İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin yüzde 20'yi aşan oranlarda
yapılan su zamlarının iptali için bugün Yargıtay'a başvuruyoruz" dedi.
Suyun yaşamsal bir hak olduğuna vurgu yapan Cangı, "Yaşamın
sürdürülebilmesi için zorunlu olan suyun, ticari bir meta haline
getirilmesi kabul edilemez. Suyun ücretsiz olması, belediye
hizmetlerinin kamu hizmeti olmasının ve sosyal belediyeciliğinde
gereğidir" diye konuştu.
29 Mart Yerel Seçimleri öncesi İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı
Aziz Kocaoğlu'nun "İşimiz İzmir, Gücümüz İzmir" sloganıyla propaganda
yaptığını hatırlatarak, seçimlerden sonra bu söylemin "İşimiz zam,
gücümüz zam" şekline dönüştüğünü belirtti.
Açıklamanın ardından platform üyesi 27 kişinin imzasıyla dava dilekçesi İzmir İdare Mahkemesi'ne verildi.
Platform üyeleri 27 Temmuz 2009 tarihinde de ulaşıma yapılan zammın geri alınması için dava açmaya hazırlanıyor.
Kaynak: ANF
|
|
|
HALKEVLERİ SU ZAMMINA KARŞI EYLEME ÇAĞIRIYOR |
|
İstanbullu, su zammını engellemek için Büyükşehir Belediyesi önünde olacak
10 Temmuz 2009 -
İSKİ’nin suya zam teklifine karşı İstanbul Halkevleri herkesi
Büyükşehir Belediyesi önüne tepkisini göstermeye ve su zammını
engellemek için nöbet tutmaya çağırıyor.
Büyükşehir Belediyesi, 2007’den itibaren İSKİ’nin verdiği 15 zam teklifinin 14’ünü onaylamıştı.
Zam önerisi Büyükşehir Belediye Meclisi’nde 13 Temmuz Pazartesi
günü görüşülecek. Halkevleri zammın görüşüleceği gün saat 14.30’da
İstanbul Büyükşehir Belediye Binası önünde kitlesel bir basın
açıklaması yapacak. Halkevleri yöneticileri de zammın görüşüldüğü
toplantıya katılarak “Suya asla zam yapılmamalı”, “Su fiyatları hemen
düşürülmeli” ve “Her haneye 18 metreküp parasız su sağlanmalı”
taleplerini iletecek. Büyükşehir Belediye Meclisi toplantılarına halk
da katılabiliyor. Halkevleri, 13 Temmuz Pazartesi’den 17 Temmuz Cuma
gününe kadar İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde zammı engellemek
için nöbet tutacak.
İSKİ Genel Müdürü Mevlüt Vural 2 Temmuz günü yaptığı bir
açıklamayla, suya zam yapılması için belediye meclisine teklif
vereceklerini, bunun artan maliyetlerin karşılanması ve yeni
yatırımların yapılabilmesi için zorunlu olduğunu söylemişti. Hemen
ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş zam
yapılmasının zorunlu olduğunu, İstanbulluların temiz çevrede yaşamak
istiyorlarsa zammı makul karşılaması gerektiğini söylemişti. İSKİ'nin
teklifi İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nde kabul edilirse 10
metreküpe kadar su kullanılan konutlarda suyun fiyatı 2,13 TL'den 2,45
TL'ye çıkarılacak.
Zammın engellnemesi için;
İSKİ: 0212 321 00 00
İBB: 0212 455 13 00 /
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Sendika.Org
Halkevleri, su zammını engellemek için Belediye önünde nöbete başladı
13 Temmuz 2009 -
İstanbul Halkevleri 13 Temmuz Pazartesi günü, İSKİ’nin suya zam
teklifinin görüşüleceği İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) önünde su
zammını engellemek için nöbete başladı.
Açıklamada özellikle kadınların konuşmaları dikkat çekiciydi. Kadınlar suyun ev için herşey anlamına geldiğini belirtti.
Bugün 14.00'de Belediye önünde nöbete bşlayan Halkevciler
“Aklınızdan bile geçirmeyin, suya zam istemiyoruz, her haneye 18
metreküp parasız su sağlansın” pankartı ve “Su hayattır satılamaz”, “Su
haktır satılamaz” yazılı dövizler taşıdı. “Su hayattır satılamaz”, “Su
zammını istemiyoruz” sloganlarıyla nöbete başlayan Halkevciler nöbete
başlamadan önce bir basın açıklaması yaptı.
Açıklamayı Halkevleri 1. Bölge Temsilcisi Nuri Günay okudu. Günay,
suya çeşitli mazeretlerle zam yapıldığı dile getirirken, 2007 yılında
Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın suya yüzde 134 zam
yaptığını hatırlattı. 2007’de Topbaş’ın barajlarda su yok diyerek
maliyet artışı yüzünden zamma gittiğine değinen Halkevleri 1. Bölge
Temsilcisi Günay, bu sene barajlar dolu olmasına rağmen İSKİ’nin zam
teklifi verdiğini söyledi. Kadir Topbaş’ın “temiz bir deniz için zam
şart” demecine değinen Günay, suya zam değil, indirim yapılması
gerektiğini söyledi. Günay, normal bir insanın sağlıklı bir yaşam
sürdürebilmesi için gerekli olan asgari günlük su tüketiminin 150 litre
olduğunu ancak İBB’nin yaptığı zamlarla bunu engellediğini belirtti.
Nuri Günay her haneye 18 metreküp suyun parasız sağlanması gerektiğini
söyleyerek sözlerini bitirdi.
Rahat uyuyamayacaksınız!
Günay’ın ardından Halkevleri Örgütlenme Sekreteri Samut Karabulut
söz aldı. Karabulut, alınan yoğun güvenlik önlemlerine işaret ederek,
İBB’nin resmen haksızlık yaptığını ve halkı çeşitli bahanelerle
kandırmaya çalıştıklarını söyleyerek, “bu zamları artık yutmayacağız”
dedi. Halkevleri Örgütlenme Sekreteri Karabulut, belediyenin ve
İSKİ’nin halkın malı olduğuna işaret ederek, suya sahip çıkacaklarını
ve ticarileştirilmesine karşı mücadele edeceklerini söyledi. Karabulut
sözlerini “İBB, yaptığı bu haksızlıklar devam ettiği sürece, yanlarında
korumalar, önlerinde panzer olmadan rahat uyuyamayacak” diyerek
sonlandırdı.
Su bizim herşeyimiz
Karabulut’tan sonra söz alan Gülseren Çetin, su zammının ardında
rant olduğuna değindi. Kontörlü sayaç uygulamasına değinen Çetin,
İSKİ’nin sayaçaları habersiz taktığını söyledi. Sayaç uygulaması ve su
zammıyla, İBB’nin açıklarını halka ödetmeye çalıştığını ifade etti.
Çetin’den sonra Ferdane Kösedağ konuştu. Kösedağ, ev kadını olduğunu,
suyun kendisi için herşey olduğunu söyledi. Kösedağ, AKP’nin barajlar
boşken de doluyken de zam yaptığını ifade eden Kösedağ, zammın altında
ne yattığını bilmek istiyoruz diyerek sözlerini bitirdi.
Kösedağ’ın konuşmasının ardından Sarıyer Halkevi Başkanı Hasan
Pulat söz alarak suya zam teklifinin kabul edilemez olduğunu söyledi.
Pulat, İstanbul’un bir başka gündemi olan Boğaz’a 3. köprü projesine
değindi. Yapılması planlanan 3. köprünün, çevreye vereceği tahribat,
yoksullara getireceği yıkıma değinen Pulat, Köprü projesine karşı 18
Temmuz’da gerçekleştirlecek mitingin duyrusunu da yaptı.
Konuşmaların ardından Halkevleri üyeleri, bugün gerçekleşen
Büyükşehir Belediye Meclisi toplantısında zammın görüşülmediğini
söyledi. Halkevciler, “bugün zam teklifi görüşülmedi ancak yarın
görüşülmeyeceğinin garantisi yok” diyerek bir hafta boyunca su zammını
engellemek için İBB Binası önünde nöbet tutacaklarını söyleyerek
eylemlerini sonlandırdı.
Sendika.Org
|
|
Devamını oku...
|
|
|
İMO, su hakkı raporunu yayınladı |
|
İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) su hakkı raporunu yayınladı. Raporda
suyun yaşamsal bir hak olduğu vurgusu yapılırken, suyun
özelleştirmesine karşı mücadele edilmesinin altı çiziliyor.
İMO tarafından yayınlanan su hakkı raporunda, Türkiye’de ve dünyada
suyun metalaştırılmasına dönük özelleştirme çalışmalarının etkileri ve
sonuçları aktarılıyor. Suyun en doğal kaynak olduğu ve bu doğal
kaynağın korunması gerektiği belirtilen raporda, suyun insan yaşamı
için vazgeçilemez bir hak olduğu vurgulanıyor. Kamusal bir değer ve
yaşamsal bir hak olan suyun özelleştirilmesine karşı mücadele etme
çağrısının yapıldığı raporda, suyun kamusal bir hak olduğu
vurgulanıyor.
İMO’nun, raporda belirttiği su politikalarının esasları ise şunlar:
*Su hayatın vazgeçilmez unsuru olarak önemli bir toplumsal değer olarak ele alınmalıdır.
*Herkes sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek için gerekli sağlıklı, güvenli suya ulaşabilmelidir.
*Temel insan hakkı olan suya erişim hakkı ile ilgili bağlayıcı yasalar anayasa metinlerine girmelidir.
*Su hizmetinde ve yönetiminde, hizmetin kamusal özü korunmalı, yönetiminde katılımcı modeller geliştirilmelidir.
*Yaşam hakkımız olan suyumuz, su şirketlerinin insafına bırakılmamalıdır.
*Su kamu malı olarak tanımlanmalı ve toplumsal bir değer olarak kabul edilmelidir.
Raporun tamamına buradan ulaşılabilir.
Sendika.Org
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 15 Toplam: 101 |
|