Ziyaretçiler
Doküman İndir
 Mar.13
15 - 22 Mart Haftasının Genel Etkinlik Programı
 Mar.10
Bu raporumuz Mart 2009 tarihi itibarı ile
TMMOB'nin "su" özelindeki görüşlerinin kamuo...
 Feb.13
Egeçep 2. Kurultayı’nda yapılan “DÜNDEN YARINA SU POLİTİKALARI”
başlıklı sunu...
 Nov.06
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu
 Nov.06
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu tarafından dağıtılan dokümanın pdf versiyonu
Kategorilere göre Etkinlikler
|
ANA SAYFA
|
6 Haziran SU BARIŞ KÜLTÜR Mitingi için Çağrı |
|
NE ALLIANOI NE MUNZUR NE DE HASANKEYF!
NE FIRTINA, NE FINDIKLI NE DE ÇAĞLAYAN!
GEÇMİŞİMİZİ GELECEĞE TAŞIMAYA KARARLIYIZ!...
SU…
BARIŞ...
KÜLTÜR...
ELLERİMİZ ELLERİMİZDE ARTIK… Sancılı günler yaşıyoruz bugünlerde;
çünkü derdimiz büyük. Onurumuzu ayaklar altına almaya çalışanlar var.
Bizi kapıya kul yapmaktan öte, boynumuzdaki zinciri dilimize,
yüreğimize yerleştirmeye çalışanlar var. Büyük bir kandırmacının
ortasına düşmeden yalanı bozmak, gerçeği tüm nefesimizle haykırmak
zorundayız.
On yıllardır bu ülkenin tüm hükümetleri su kaynaklarımız konusunda
da bu kandırmacayı hep yeniden üretip topraklarımızın bütün
akarsularına barajlar kuruyorlar. İnsan ve doğadan yana olmayan bir
bakış açısıyla uygulanan baraj ve hidroelektrik santralleri projeleri,
ekolojik, sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan büyük kayıplara neden
oldu, oluyor ve daha binlerce defa olması planlanmaktadır.
Bugüne kadar barajlar en az 350 bin insanı yerinden edip yoksullaştırdı. En az bir daha bu kadarı bu tehditle yaşamaktadır.
Yaşamın temelleri olan ve binlerce hayvan ve bitki türünü barındıran
çok sayıda akarsu ekosistemleri yok edildi. Halen özgür akan yüzlerce
sularımıza projelerle çoktan göz dikildi.
12 bin yıl kadar öncesine dayanan bir tarihi barındıran yüzlerce
miras alanları ve bununla beraber kültürümüzün önemli bir parçası yok
edildi. Bu yetmiyormuş gibi Anadolu ve Mezopotamya’da binlercesi daha sular altında bırakılması hedeflenmektedir.
Kalkınma adı altında gerçekleştirilen baraj projeleri bir yarar
getirdi, ama bin zarara da neden oldu. Bir kaç kişi kazanırken toplum
kaybetti.
Şimdi bir olmak, biz olmanın türküsünü söylemek, yok edilişe hayır
demek zamanı... Birbirimizi, benliğimizi korumak, geleceğimizi
yitirmemek, zoru başarmak için geç olmadan, hemen harekete geçmeliyiz.
BİRBİRİMİZDEN DÜŞMEYECEĞİZ!
EKSİLTEMEYECEKLER!
Bizimle şarkılar söylemeye, renkleri çoğaltmaya, mücadeleye var mısınız?
Haydi!
O zaman 6 Haziran 2009 günü korkunun gölgesinden sıyrılıp, yüzyıl sonrasını yazmaya Ankara'ya gidelim.
Gel! Aksın yağmur.
Gel! Dağılsın karanlık.
Gel! Akça kâğıtlar üzerine umut yüklü cümleler yerleşsin.
Kırılsın mühür!
Utansın imzayı atan.
Munzur Koruma Kurulu - Hasankeyf Yaşatma Girişimi - Allianoi Girişim
Gurubu - Derelerin Kardeşliği Platformu - Yusufeli Koruma Derneği
Destekleyen ve katılım sağlayacak Kurumlar
Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu - Ovama ve Onuruma Dokunma
Hareketi- Tunceli Dernekleri Federasyonu- Pirsultan Abdal Kültür
Derneği-Demokratik Haklar Federasyonu - Ege Çevre ve Kültür
Platformu-Halkevleri-Cağdaş Hukukçular Derneği-Türkiye Çevre
Platformu-Mersin Nükleer Karşıtı Platformu-Yeşiller Partisi-Ekoloji
Kollektifi-Yeşil ve Sol-GDO ya Hayır Platformu-Su Politik-Bursa Su
Platformu-78'liler Girişimi-Emekçi Hareket Partisi-HOMUR mizah ve
karikatür Grubu |
|
FINDIKLI HALKI, DERELERİ VE SULARI İÇİN YÜRÜDÜ |
|
Orijinali için tıklayın
SUYUN
ticarileştirilmesine ve sularının satılmasına karşı çıkan Fındıklı
halkı, 2 Nisan gecesi bir yürüyüş gerçekleştirdi. Fındıklı Dört yoldan
yaktıkları meşalelerle merkez camiinin meydanına kadar yürüyen ve
burada bir basın açıklaması yapan Fındıklı halkı, sularına bir kez daha
sahip çıktığını gösterdi.
Yaklaşık 150-200 kişi saat 19.30’da meşaleleriyle yürüyüşe başladı.
Yürüyüş boyunca “Dereler özgürdür özgür kalacak” sloganları atıldı.
Platform sözcüsü tarafından yapılan basın açıklamasının ardından tulum
eşliğinde horona duran Fındıklı halkı, bir kez daha derelerine, suyuna,
geleceklerine sahip çıktıklarını gösterdi. |
|
|
BİLDİRGE BASIN TOPLANTISI İLE DUYURULDU |
|
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu 5. DÜNYA SU
FORUMUNA KARŞI İSTANBUL BİLDİRGESİ'ni
27 Mart 2009 tarihinde yaptığı basın bilgilendirme toplantısı ile duyurdu.
5. DÜNYA SU
FORUMUNA KARŞI İSTANBUL BİLDİRGESİ
15-22 Mart 2009/
İstanbul
Bizler, 16-22 Mart tarihlerinde, İstanbul’da toplanan 5.
Dünya Su Forumuna ve onun Türkiye ve dünyadaki işbirlikçilerine karşı 15-22
Mart 2009 tarihleri arasında miting, basın açıklamaları, su üzerine çeşitli çalıştaylar,
geniş katılımlı toplantılar ve düzenleyen Suyun Ticarileşmesine Hayır
Platformu olarak:
Nisan 2008’den bu yana toplumsal yarar temelinde sürdürdüğümüz Karşı Forum çalışmalarımızda, halklara
ve tüm canlı yaşama yönelik bir saldırı olarak gördüğümüz suyun ticarileştirilmesine
karşı suya sahip çıkmanın ancak örgütlü bir mücadele ile mümkün olacağı
görüşünden hareket ettiğimizi;
bu nedenle, toplumun en geniş kesimlerini bu mücadeleye dahil etme
zorunluluğunu önceliğimiz olarak kabul ettiğimizi;
sürecin başından başlayarak, bu mücadeleyi yalnızca 5. Dünya Su Forumuna
karşı hazırlıklar ya da karşı forum kapsamında düzenlenen etkinliklerden ibaret
görmediğimizi, mücadelemizin ormanlarımız, toprağımız, emeğimiz ve sularımız
özgürleşene kadar süreceğini öngörerek;
çalışmalarımız sonucunda ortaklaştığımız sorunları ve
çözüm önerilerimizi Türkiye ve dünyada suyun ticarileştirilmesine karşı
mücadele eden bütün örgütlere duyururuz.
1. Bizim karşıtlığımız, yalnızca Dünya Su Konseyi ya da
Dünya Su Forumu ile sınırlı değildir. Yalnızca suyu ticari bir mal (meta)
olarak tanımlayan ilk uluslar arası kurum olması ve kuruluşundan beri Dünya Su
Konseyinin sponsorluğunu üstlenmesi dolayısıyla Birleşmiş Milletleri, çözümün
değil, sorunun parçası olarak tanımladığımızı bütün dünyaya duyuruyoruz.
Bizler, Türkiye’den sendikalar, meslek örgütleri, devrimci yapılar, emekten
yana siyasi partileri, çevre ve kültür dernekleri olarak tek tek her biri BM
çatısı altında toplanan devletlerin “demokratik” davranmalarının mümkün
olmadığını düşünüyoruz.
2. Dünya Su Konseyi, OECD ve Dünya Bankası gibi kapitalist
sistemin kurumlarının son dönemde “kamu-kamu ortaklığı” stratejisini öne
çıkarıyor olmaları da, bize göre
halkların algısında suyun metalaştırılma sürecince bulanıklık yaratma
hedefinden öte bir şey ifade etmemektedir. Bu nedenle “kamu” sözcüğü ile
gizlenmeye çalışılan gerçek doğru
irdelenmelidir. Yalnızca Türkiye değil, dünyadaki pek çok örnekte de
görüldüğü gibi su kaynakları ve su hizmetleri bugün pekala “kamu” eliyle de
ticarileşebilmektedir. Kaldı ki, suyun piyasada alınıp satılabilen bir mal
haline getirilmesi yönünde yapılacak yasal düzenlemeler de devletler eliyle
yürütülmektedir. Çok uluslu şirketlerin ve Dünya Su Konseyinin de su kaynaklarının
mülkiyetinin devlet kurumlarında kalması gerektiğini tekrarladığı, ama suyun
değerinin piyasada belirlenmesinin kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu ısrarla
vurguladığı günümüz koşullarında kamusal olanı savunmak, suyun metalaşmasının
onaylanmasından başka bir şey değildir. Üstelik temiz suyun hızla kirletildiği
ve tüketildiği kapitalist düzen bir yandan devam ediyor olacağı için, su
dağıtımı ve kaynakları üzerindeki mülkiyet devletlerde kalsa bile, su iletim ve
dağıtımında yalnızca kamu mülkiyetinin savunulması ile sınırlı talepler suyun
doğal çevrimi ve eko-sistem üzerindeki yıkım sürecinin hızlanmasının önünü
kesemeyecektir. Bu stratejiyle, su kaynaklarını dünya piyasalarında pazarlama
konusunda deneyim kazanmış kamusal su işletmelerinin, bu deneyimlerini diğer
kamu suyu işletmeleri ile paylaşması ve bütün devlet su kurumlarının dünya
pazarında etkin birer ticari aktör haline getirilmesi öngörülmektedir.
3. 17-18 Mart tarihlerinde düzenlediğimiz atölyelerde
ortaya çıkan diğer bir kaygı ise, suyun maliyet fiyatı karşılığında satılması
vb., kapitalist sistemle pazarlık etmeye odaklı önermelerin varlığıdır. Sorun,
evrensel bir perspektiften ele alındığında su kaynakları açısından zengin,
yoksul ülke ve bölgelerin varlığı herkes tarafından bilinmektedir. İnsan
yerleşimleri ile su kaynakları arasındaki mesafeler büyüdükçe sermaye
yatırımlarının artacağı ve maliyetlerin astronomik düzeylere yükseleceği veri
olarak önümüzde dururken, su zengini ya da gelişmiş ülkelerin halkları
açısından bile kabul edilebilirliği şüpheli olan bu tarz tezlerin su
mücadelelerini geri bir noktaya iteceğini öngörmek mümkündür.
4. Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu olarak
bizler, Dünya Su Konseyi’nce ısrarla vurgulanan “suyun değerinin piyasada
belirlenmesi” girişimini, yalnızca teknik bir ayrıntı olarak düşünülmesi yerine
halklar ve ekosistem üzerindeki yansımaları bakımından analiz edilmesi
gerektiğini düşünüyoruz. Tıpkı bütün diğer metalarda olduğu gibi, suyun
değerinin piyasada belirlenmesi için de ölçülebilir ve depolanabilir bir su
arzının söz konusu olması ve suyun çıkarımı ve iletimi süreçlerine sermaye ve
emeğin dahil olması gerekecektir. Bu, aynı zamanda, yer altı sularının aşırı
miktarlarda çekilerek yerüstünde biriktirilmesi, akarsuların üzerine sayısız
baraj inşa edilerek ekosistem dengesinin bozulması, su ve bağlantılı bütün
üretim süreçlerinde fiziksel emek sömürüsü artarken işsizleşme ve
yoksullaşmanın daha çekilmez boyutlara ulaşması ve dünyanın hızla çölleşmesi
demektir. Temiz suyu giderek daha da kıtlaştıracak olan bu süreç, sürekli
artmak zorunda olan sermaye yatırımları dolayısıyla su fiyatlarının astronomik
boyutlara ulaşmasına yol açacak ve çalışan sınıfların daha da yoksullaşması, suya
erişimlerinin daha da zorlaşması kaçınılmaz hale gelecektir.
5. Suyun bir piyasa malı haline getirilmesinin zorunlu
bir gereği ve kapitalist-emperyalist sistemde sömürü ve karların büyütülmesinin
bir aracı olarak, suyun doğal çevrimini, ekosistemin bütünlüğünü, akarsuyun özgürce akmasının
doğal yaşam ve tarımsal etkinlikler için yaşamsal önemini ve canlıların
suya ulaşımını temel almayan barajların yapılmasının, sulama
gereksiniminin karşılanmasına sürdürülebilirliğine çözüm olmadığı
gibi su yetersizliği ve su kalitesinin bozulmasını çok daha
arttırdığı da açıktır.
6. “Suya erişimi olmayan kesimlerin suya kavuşturulması”
hedefini ileri sürerek suyun metalaşması hedefine meşruiyet kazandırmaya
çalışan, Dünya Su Konseyi ve Birleşmiş Milletler gibi kurumların söylemine
karşın, suyun bir piyasa malı haline getirilmesinin dünyada suya erişimi
olmayan 1 milyarı aşkın insanın derdine çözüm olamayacağı ortadadır. Çünkü suya
erişimi olmayanlar, gerçekte, gıda satın alma gücünden bile yoksun olan en
yoksul kesimlerdir. Emekçi halkların en alt katmanını oluşturan bu grubun suyun
metalaşması sonrasında da bu kez parası olmadığı için suya erişemeyeceğini
öngörmek yanlış olmayacaktır. Bu nedenle, bizler, dünya halklarını suya
kavuşturma bahanesini kullanarak suyun metalaşmasını savunanların gerçek dışı
bu hikayelerinin her ortamda teşhir edilmesini vazgeçilemez, ertelenemez
görevlerimiz olduğunu düşünüyoruz.
7. Dünya Su Forumu ve Forumun sponsor kuruluşları
tarafından temiz su kaynaklarının giderek kıtlaşmasında en fazla mahkum edilen
alan, geleneksel yöntemlerle yapılan tarım üretimi; önerilen çözüm ise
endüstriyel tarıma geçiştir. Endüstriyel tarımın “yeşil devrim” süreciyle
yayılması açlığı tam anlamıyla giderememiş ve bir takım çevresel sorunlara yol
açmıştır. Tarımda verimi ve gıda kalitesini arttırmak ve daha sağlıklı bir
çevre oluşturmak amacıyla doğayla dost tarım modelleri tercih edilmelidir.
8. Suyun, tıpkı
Filistin’de olduğu gibi dünyada giderek stratejik bir silah gibi kullanılmaya
başlandığı görülmektedir. Oysa, sınır aşan sular, ancak, sınırın iki yanındaki
halkların işbirliği ve dayanışmasıyla doğru yönetilebilir. Böylesi yörelerde
uluslar arası kurumların suyun yönetilmesine katılması ancak ve ancak
ticarileştirmenin ve emperyalist hegemonyanın aracı olabilir.
9. Suyun
Ticarileştirilmesine Hayır Platformu olarak bizler, suyun sadece insanlar için
değil diğer canlılar için de ihtiyaç olduğunu, suyun
doğanın bir bileşeni olarak canlı ve cansız sistemin koruyucusu olduğunu da
biliyor, kendisinin de doğanın bir bileşeni olarak canlı olduğunu
biliyor; yaşamın ayrılmaz bir parçası
olarak ticarileştirilmesini kabul etmiyoruz
Yukarıdaki
tespitlerimiz ışığında, dünyada giderek artan temiz su kıtlığının aşılması ve
suyun metalaşmasının önüne geçilmesi için Suyun Ticarileştirilmesine
Hayır Platformu olarak kısa dönemde mücadelenin
odaklanması gereken hedeflerimiz şunlardır:
-
Yapılacak her çeşit su yapılaşmasının gereklilik ve yararlarının açık
olarak tartışılması, etkilenecek halk
kesimlerinin görüşünün çoğunluk görüşü olarak alınması, çevresel, kültürel ve
toplumsal etki değerlendirmelerinin yapılması, su yapılaşmalarının kapitalist
yapı ve finans sektörünün çıkarlarına göre değil tüm canlı yaşamın ve doğanın
sürdürülebilirliği temelinde projelendirilmesi ve yer seçimlerinin bu
kriterlere göre belirlenmesi,
-
Suya erişimi olmayanların suya kavuşturulması ve evsel suyun parasız olarak sağlanması için suyun meta
üretimi yapan firmalara piyasa fiyatıyla satılması ancak sanayinin kendi arıtma
tesisini kurarak üretimlerinde ihtiyaç duydukları suyun en az yarısını
arıtılmış suyla karşılamaları
-
Tarımsal sulamada, geçimlik tarım üretimi yapanlara suyun parasız temin
edilmesi
-
Tarımsal üretimde verimliliğin insan sağlığına katkısının ön planda
tutulacak şekilde yeniden değerlendirilmesi,
-
Tarımda büyük toprak sahipliğinin, kapitalist tarımın aşılması, su ve
toprağı koruyacak yenileştirilmiş geleneksel tekniklerin geliştirilmesi,
-
Su havzaları üzerindeki kapitalist baskıların (yapılaşma ve rant) tamamen
kaldırılması ve böylece su kıtlığı ve verimlilik arttırma baskılarının
önlenmesi,
-
Su havzalarının kısa, orta, uzun mesafe koruma bölgelerine göre değil
tamamının koşulsuz korunması ve denetiminin yerel halk tarafından kurulan
komitelerle yapılması,
-
Su havzalarında maden arama izinlerini öngören yasaların
ve verilen izinlerin iptal edilmesi,
-
Sanayinin yeraltından ve yüzeysel sulardan kaçak su çekmesinin engellenmesi
ve kullandıkları suyu arıtarak tekrar kullanıma sokmalarının denetlenmesi, fosil akiferlerden su kullanımına izin verilmemesi,
-
“Sürdürülebilir kalkınma” stratejileri ile
değil “doğal dengenin sürdürülebilirliği” ne göre sulak sistemlerin, havzaların
korunması,
-
Mera ve orman alanlarının korunması ve geliştirilmesi,
-
Tarımsal faaliyetlerle, sanayi ve evsel atıklarla su havzalarının
kirletilmesinin önlenmesi,
-
Biyoçeşitliliği tehdit eden genetiği değiştirilmiş tohumlarla üretimin
ülkemizde ve tüm dünyada yasaklanması,
-
Şirketlerin coğrafi koşullar gözetilmeksizin geliştirdiği hibrit tohumlar
yerine bulunduğu coğrafyaya daha iyi adapte olmuş, daha az su ve besin maddesi
tüketen yerel çeşitlere ağırlık verilmesi,
-
Baraj yapımı ve Hidroelektrik santral (HES) ile akarsulara müdahalelerin ile
tarihi, kültürel ve doğal dokuların yok edilmesini hedefleyen, göçlere zorlayan
her türlü girişime müdahale edilmesi,
-
Enerji üretiminde fosil yakıtlara dayalı uygulamalara son verilip, rüzgar
ve güneş başta olmak üzere yenilenebilir enerji üretimine geçilmesi,
-
Enerji üretiminin uzak mesafelerden yapılması yerine olabildiğince
gereksinilen yörelerde yapılması, kapitalist üretimin enerji gereksinimindeki
artışa göre değil kaynakların yenilenebilirliğine göre planlama yapılması,
-
Yerel düzeyde su paylaşımına ilişkin muhtemel politika ve senaryoların
yakından izlenmesi,
-
Su ile ilgili yasaların oluşum sürecine halkın müdahale etmesinin
sağlanması,
-
Gerek İtalya ve Hindistan’da gerekse Türkiye’de Su
şirketlerine kendi özel güvenlik örgütlerini kurma izni veren yasal
düzenlemelerin derhal iptal edilmesi için girişimlerin başlatılması,
-
Su ve toprak yönetiminde üretenlerin söz sahibi olduğu politikaların
uygulanması,
-
Su hizmetleri ve bağlantılı işlerde çalışanların tam güvenceyle, özgürce,
insana yakışır ücretlerle çalışabileceği çalışma ortamlarının yaratılması
-
Emek örgütlerinin mücadeleyi içselleştirmesi için stratejilerin
geliştirilmesi, güçlü bir toplumsal muhalefetin yaratılması,
-
Herkesin içilebilir ve temiz suya erişiminin eşit ve parasız olarak
sağlanması
-
Herhangi bir ülkede su kaynaklarının verimliliğinin artması komşu ülke
halkları ve çalışan kesimlerinin suya erişimini kısıtlayacağı ve dolayısıyla
ücretlerinin satın alma gücünü azaltacağı için “verimlilik arttırma” çabaları
karşısında komşu ülkelerin emekçileriyle ortak örgütlenmeye gidilmesi
-
Şirket ya da devletlerin su politika ve uygulamalarının tüm dünyaya
duyurulması ve aynı tip uygulamaya maruz kalan ülke, bölge ve yörelerin
mücadele deneyimlerinin aktarılmasının çok önemli olduğu ulusal ve uluslar
arası iletişim kanallarının acilen yaratılması gerekliliği konusunda
ortaklaşılması
-
Uluslararası mücadelelerin izlenmesi, suyun ticarileştirilmesi süreçlerinde saldırılara karşı
üretilen yerel direnişleri, mücadele deneyimlerini birbiriyle paylaşan, bunları
ortak zeminlerde bütünlüklü bir direnişe dönüştürebilen, uluslar arası bilgi
paylaşımı ile dünya halklarının ortak hareket etmesinin sağlanması,
-
Su mücadelesinde taleplerin dünya ölçeğinde ortaklaştırılmasında dünyada en
zor koşulda yaşayan yerel toplulukların çıkarlarından hareket edilmesi ve
onların taleplerinin dünya talebi haline getirilmesi,
-
Dünya ölçeğinde örgütlenme/dayanışma ağları oluşturulurken yerel tarihsel
ve kültürel tüm farklıkların göz önüne alınması
-
Dünya Bankası başta olmak üzere uluslar arası kredi kurumları ile
hükümetlerin yaptıkları kredi anlaşmalarından suyun ticarileştirilmesi ve
özelleştirilmesinin derhal çıkarılması ve bir daha önerilememesi için dünya
halklarının ortak bir tavır alması konusunda girişimlerin başlatılması,
-
Sanatçıların da başta su hakkı demokrasi ve haktan, emekten yana
ürünler yaratması, yayınlaması, gösterime sunması, örgütlü mücadeleye kendi
çalışmalarıyla katkı vermesi
Uzun dönemde:
Ortak görüşlerimizin yaşama geçmesi konusundaki
kararlılığımız “Suyun
Ticarileştirilmesine Hayır Platformu”nun programlı örgütlü mücadelesine güç verecektir.
Bizler hiçbir ekonomik değerin insanın kültürel ve tarihi
geçmişinden, doğal dengenin ve canlı yaşamın en küçük parçasından daha değerli
olamayacağını düşünmekteyiz.
Su yaşamın kendisidir. Suyun ticarileştirilmesi sadece
insanlar için değil tüm doğa ve diğer canlılar için de kabul edilemez.
Suyun kendisini kullanım değeri olarak talep etmek ve
suyun sadece kullanım değerlerinin üretiminde kullanılabileceğini savunuyoruz.
Bilim ve teknolojideki gelişmelerin insanlık yararına
kullanıldığı, sömürüsüz ve özgür bir dünya talebimizi ete kemiğe büründürüyoruz.
Kısaca, Toprağımızın,
ekmeğimizin, emeğimizin ve SUYUMUZUN kullanım değerine sahip çıkıyoruz bunun
anlamı bütün üretimin yalnızca toplum
yararına odaklanması demektir.
Dünya Su Konseyinin ve onların işbirlikçilerinin
Türkiye’de suların ticarileştirilmesi için planladıkları oyunlara ve 5. Dünya
Su Forumu’nun hedeflerine karşı halkın birlikte mücadele edeceğini bir kez daha
duyuruyoruz.
SUYUN
TİCARİLEŞTİRİLMESİNE HAYIR PLATFORMU
ISTANBUL DECLARATION AGAINST THE 5TH
WORLD WATER FORUM
15-22 March
2009/ Istanbul
We, No to the Commercialization of Water
Platform, in opposition to the 5th World Water Forum (16-22
March, Istanbul) and its collaborators in Turkey and throughout the world, have
organized demonstrations, press releases, various workshops on the issue of
water and meetings of broad participation, announce that:
Starting from April 2008, during
our Counter Forum activities based
on social utility, we have acted with the belief that defending water against
commercialization, which poses a threat towards all peoples and living
creatures, is only possible through an organized struggle.
Therefore, we acknowledge as
our priority the necessity to incorporate society’s broadest sections into this
struggle.
From the beginning onwards,
this struggle does not only consist of preparations against the 5th
World Forum or of activities organized as part of the counter forum. We
anticipate that our struggle will carry on until our forests, land, labor and
water have become free.
We declare our solution offers to all the
organizations who struggle against the commercialization of water in Turkey and
throughout the world, and with whom, at the end of our counter forum activities,
we have reached a consensus regarding the problems we face.
- Our opposition is not solely directed towards the World Water
Council or the World Water Forum. We declare to the whole world that we
consider the United Nations as part of the problem, not as part of the
solution, due to the fact that it is the first international institution
that defines water as a commercial good (commodity) and that it undertakes
the sponsorship of the World Water Council since its foundation. We, trade
unions and trade organizations, revolutionary configurations, labor
parties, environment and culture associations from Turkey, believe that it
is not possible for the states that are identified to be anti-democratic
when considered individually, to act “democratically” when clustered
together under the umbrella of the UN.
- The reason that institutions of the capitalist system like
World Water Council, OECD and World Bank are lately putting forward “public-private
partnership” as a strategy, is in our view nothing else than the
aim to create blurriness in the mind of to people regarding the process of
commodification of water. Therefore, the truth that the word “public” is
trying to conceal should be examined correctly. As we can see, not only in
Turkey, but also in many examples throughout the world, water resources
and services may well be commercialized with the hand of the “public”.
Moreover, the legal regulations that ensure water to become a good bought
and sold on the market are carried out by the states themselves. In the
present conditions, where multi-national corporations and the World Water
Council repeat that the ownership of water resources should be kept in the
hands of the state, but insistently emphasize that it is an inevitable
necessity that the value of water is determined by the market, to argue
for what is public is to approve the commodification of water.
Furthermore, due to the fact that the capitalist system in which clean
water is rapidly polluted and consumed, would still be going on, even if
the ownership of water distribution and resources stays in the hands of
the states, demands confined exclusively to the advocacy of public
ownership of water conveyance and distribution, cannot block the
accelerating destruction of water’s natural cycle and the eco-system. With
this strategy it is anticipated that public water businesses who are
experienced in marketing water resources in the global marketplace, will
share their experiences with other public water businesses and all the
state-owned water companies will become active commercial actors in the
global marketplace.
- Another concern that ensued from the workshops held during
17-18 March, are propositions oriented towards bargaining with the
capitalist system, such as the selling of water for its cost price. When
the problem is handled from a universal perspective, it is known to
everyone that there are countries and regions that are rich in water
resources and there are those that are poor in water resources. Since it
is evident that as the distance between human settlements and water
resources increases, capital investments will increase and costs will
amount to astronomic levels, and that it is highly contestable even for
the peoples of water rich and developed countries to approve of such
arguments, it is possible to predict that such propositions will make the
water struggles regress.
- We, No to the Commercialization of Water Platform, believe that
instead of considering the attempt to “determine the value of water
through market mechanisms” which the World Water Council insistently emphasizes,
as a mere technical detail, it must be analyzed in terms of the
repercussions it has for the people and the eco-system. In exactly the
same way as it is with all other commodities, it is necessary to have a
quantifiable and storable water supply and a water extraction and
conveyance process in which capital and labor is both included. This also
means that groundwater is removed in excessive amounts and collected above
ground, the eco-system balance is destroyed by building countless dams on
rivers, unemployment and poverty reach even more unbearable dimensions
while physical labor exploitation in water and related production
processes increases, and the world is confronted with rapid
desertification. This process, which
will make clean water even scarcer gradually, will make water prices reach
astronomic levels due to the unavoidable rise of capital investments, and
the working classes’ impoverishment and their difficulty to access water
will become even more inevitable.
- As a compulsory requirement of the commodification of water and
a means to increase exploitation and profits in the capitalist-imperialist
system, the building of dams that do not take into consideration the
natural cycle of water, the entirety of the eco-system, the vital
importance of freely flowing rivers for natural life and agriculture and
the availability of water to all creatures, is not a solution to the
problems of water provision and sustainability. It is also apparent that
such attempts increase the water shortage and the destruction of the
quality of water even more.
- It is clear that despite the discourse of institutions such as
the World Water Council and the UN, which try to acquire legitimacy for
the commodification of water by pleading for “obtainment of water by the
ones who do not have access to it”, the transformation of water into a
commercial good will not be a solution for the 1 billion people throughout
the world that do not have access to water. Because the ones who do not
have access to water, are in fact the most poor sections who do not have
the means to buy even food. It would not be wrong to predict that these groups,
who make up the lower layers of the laboring peoples, will this time not
be able to have access to water due to the lack of money, once the
commodification of water has been achieved. Therefore, we believe that it
is our indispensable and ertelenemez duty to expose at all times, the unreal stories
of the ones who advocate the commodification of water under the false
pretext of providing water to the peoples of the world.
- The most condemned domain by the World Water Forum and its sponsors
is conventional agriculture due to its increasing consumption of clean
water resources. The proposed solution however, is the transition to
industrial agriculture. The spread of industrial agriculture through the
process of “green revolution” has not been able to eliminate hunger
completely and has caused a set of environmental problems. In order to increase
the efficiency in agriculture, the quality of food and to create a
healthier environment, agricultural models that are friendly to nature
have to be preferred.
- It is evident that in the whole world, as is the case in
Palestine, water is gradually being used as a strategic weapon. However,
water crossing borders can only be managed correctly with the cooperation
and solidarity of the people at both sides of the border. The
participation of international institutions in the management of water in
such localities can only bear the signs of commercial and imperialistic
hegemony.
- We, No to the Commercialization of Water Platform, know that
water is a necessity not only for humans but also for other creatures,
that water being a component of nature is the protector of the organic and
inorganic systems, and that water itself is a living thing. Thus, water
being an inseparable part of life; we do not accept its commercialization.
In the light of the above evaluations, No to
the Commercialization of Water Platform’s struggle to overcome the
increasing shortage of clean water in the world and to prevent the
commodification of water, has the following short term goals:
- Openly discussing the necessity and the benefits of the
construction of all kinds of water structures, evaluating the viewpoints
of the people who will be effected as a majority opinion, evaluating the
environmental, cultural and social effects, the planning of water
structures not according to the benefit of the capitalist construction and
finance sectors, but according to the sustainability of all life and
nature, and determining locations according to these criteria,
- In order to provide water to the ones who don’t have access and
to provide domestic water free of charge, water must be sold for the
market price to firms that produce commodities and at least half of the
water needed by industry, must be provided from their own waste water
treatment facilities,
- Providing cost-free water for irrigation, to those who engage
in subsistence farming,
- Re-evaluating the efficiency of agricultural production,
according to its contribution to human health,
- Overcoming capitalist farming and large landownership in
agriculture, and improving overhauled conventional techniques that will
protect water and soil,
- Abolishing the capitalist pressures (construction and rent) on
water basins completely, hence preventing the pressures to increase
efficiency and that of water shortage,
- Protecting water basins in their entirety and unconditionally
by committee’s set up by the local people, and not according to short,
middle, long distance protection zones,
- Cancelling laws and allowances already given, that permit
mining in water basins,
- Preventing industry from illicitly removing underground and
surface water, overseeing that waste water is purified before being
reused, and not allowing the usage of water from fossil aquifers,
- Protecting wetland systems and basins according to “sustainability
of the natural equilibrium” and not according to “sustainable development”
strategies,
- Protecting and improving pasture and forest areas,
- Preventing water basins being polluted by agricultural
activities, industrial and domestic wastes,
- Prohibiting production with seeds genetically altered, which
pose a threat to bio-diversity in our country and the whole world,
- Giving weight to local varieties that are better adapted to
their surroundings and consume less water and nutrients, instead of hybrid
seeds produced by corporations that do not pay any attention to
geographical circumstances,
- Intervening in every kind of initiative that destroys the
historical, cultural and natural fabric and compels people to migration,
due to the interference in rivers through dam construction and
hydroelectric plants,
- Cutting off the usage of fossil fuels in energy production and
transferring to renewable energy production, particularly wind and sun
energy,
- Producing energy in localities that are in need, instead of
producing it from long distances, and do planning according to
renewability of recourses, not according to the increase in energy
requirement of capitalist production,
- Closely monitoring probable policies and scenario’s related to
water sharing on the local level,
- Ensuring the participation of people in the process of
legislation related to water,
- Embarking upon the effort to cancel the legal regulations that
give permission to water companies in Italy, India and Turkey to establish
their own private security organs,
- Implementing policies, which enable producers to have a say in
the management of water and land,
- Creating work environments in which employees of water services
and related jobs can work under full social security, freely and with
humanely wages,
- Developing strategies that will help labor movements to
internalize the struggle, creating a strong social opposition,
- Ensuring that everyone has equal and free access to potable,
clean water,
- Since the increase in productivity of water resources in any
country will restrict the access to water of neighboring countries and their
laborers, thereby decreasing the purchasing power of wages, instead of
engaging in efforts to “increase productivity”, the collective
organization of laborers of neighboring countries should be aimed for,
- Reaching a consensus on the necessity to urgently create national
and international networks in order to broadcast to the whole world the
policies and practices of corporations and states regarding water and to
interchange information about the experiences of struggle in the
countries, regions and localities that are exposed to similar
enforcements,
- Monitoring international struggles, sharing experiences of
local resistance and struggle in the process of the commercialization of
water, transforming these experiences into a unity of resistance at common
grounds, in short ensuring that through international knowledge sharing
the peoples of the world can act collectively,
- In collectivizing demands related to the water struggle across
the world, it is important to act according to the benefit of local communities
of the world who are living in the most difficult circumstances and to
ensure their demands become a world demand,
- Taking into account all local, historical, and cultural
differences while building organization and solidarity networks across the
globe,
- Taking a collective stand with the peoples of the world in
order to delete immediately the clauses regarding the commercialization
and commodification of water from the loan agreements between governments and
international loan associations, especially the World Bank, and to ensure
that it will not be recommended again,
- Contributing as artists to the organized struggle by creating,
publishing and displaying works in favor of water rights, democracy and
labor rights.
In
the long run:
Our determination to actualize our shared
opinions will give strength to the systematic and organized struggle of No to
the Commercialization of Water Platform.
We believe that no economic value is more
important than the history and cultural heritage of people and natural life and
its equilibrium.
Water is life itself. The commercialization
of water is not only inacceptable for humans but also for all of nature and
other living creatures.
We stand for only the use value of water
and its utilization in the production of products that only have a use value.
We concretize our demand for a free world
without exploitation, in which developments in science and technology are
employed for the benefit of humankind.
Shortly, we claim the use value of our
land, bread, labor and WATER, meaning that all production must solely focus on
public welfare.
Once again we plead that the people will
struggle together against the games of commercialization of water the World
Water Council and their collaborators play in Turkey, and against the
intentions of the 5th World Water Forum.
NO
TO THE COMMERCIALIZATION OF WATER PLATFORM
|
|
|
'Tekellerin Su Günü' Beşiktaş'ta protesto edildi |
|
Orijinali için tıklayın
Suyun Ticarileştirilmesi’ne Hayır Platformu, bugün Beşiktaş İskele
Meydanı’nda düzenlediği bir basın açıklamasıyla “Dünya Su Günü”nü ve
İstanbul’da düzenlenen Dünya Su Forumu’nu protesto etti. Daha önce
tekellerin suyu ticarileştirme planlarını korumak için Sütlüce’deki
protestoda terör estiren polis, bugünkü açıklamada fazlaca ortada
görülmedi.
“Su Yaşamdır, Yaşamlarımız Satılık Değildir” pankartının açıldığı
basın açıklamasına katılan 100 civarındaki kişi “Sermaye elini
suyumuzdan çek”, “”Baskılar bizi yıldıramaz”, “Gün gelecek, devran
dönecek AKP halka hesap verecek”, “Su halkındır satılamaz”, “Ormanımız,
toprağımız, ekmeğimiz, suyumuz bizim”, “Su haktır satılamaz”
sloganlarıyla uyun ticarileştirilmesine yönelik girişimleri ve Dünya Su
Forumu’nu protesto etti.
Platform adına basına açıklama yapan Selim Yılmaz, bundan 17 yıl
önce suyun ilk kez alınıp satılabilen bir mal yerine konduğu Birleşmiş
Milletler Rio Konferansı’nda 22 Mart tarihini “Dünya Su Günü” olarak
ilan edildiğini hatırlattı ve 22 Mart’ı Dünya Su Günü ilan edenlerin
İstanbul Sütlüce’de 5. Dünya Su Forumu’nu düzenleyenler olduğunu
söyledi. Dünya Su Günü’nü kutlayanların ve bu forumu düzenleyenlerin 16
Mart günü Suyun Ticarileştirilmesi’ne Hayır Platformu’nun eylemini
biber gazıyla, plastik mermilerle, gözaltılarla engellemeye çalıştığını
dile getiren Yılmaz, “Onlar Türkiye ve dünyadaki tekeller ile
ülkemizdeki işbirlikçileridir” dedi.
Bu tekellerin bir haftadır süren toplantılarında alınan kararları
sıralayan Yılmaz “Evlere kontörlü sayaç takılması, suyun piyasada
fiyatlanması, tarlaların bile kontörlü sayaçlardan geçen suyla
sulanması, duyun depolanabilir hale getirilmesi, derelerin akarsuların
yollarının değişmesi, su alt yapı yatırımları adı altında borçlanmanın
önünün açılarak IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlara verilen tavizlerin
artması, “Kirleten Öder” ilkesiyle doğa katliamının meşrulaştırılması,
Sermayenin krizini tüm canlıların suyunu satışa çıkararak aşması” gibi
tehditlere dikkat çekti.
Bu nedenlerle 22 Mart’ı Su Günü olarak kutlamadıklarını vurgulayan
Yılmaz “Suyumuzu satmaya çalışanların bu özel günlerinin arkasındaki
hesapları biliyoruz ve bu hesapları bozmak için buradayız” dedi. Su
tekellerine “Dünya Su Gününüz sizin olsun” diye seslenen Yılmaz,
kapitalizmin doymak bilmez kar hırsına karşı tüm canlı yaşamın
haklarını savunmaya devam edeceklerini ilan etti ve “Toprağımız,
ekmeğimiz, emeğimiz ve sularımız özgürleşene kadar mücadelemiz devam
edecektir” dedi.
Basın açıklamasının ardından Munzur, Fındıklı, Artvin, Mercan,
Pülümür, İkizdere gibi dere ve akarsu isimleri sıralanarak “direniyor”
diye haykırıldı. Eylem hep bir ağızdan atılan “Direne direne
kazanacağız” sloganıyla sona erdi.
Sendika.Org
BASINA VE KAMU OYUNA
22 Mart 2009
Bundan
tam 17 yıl önce, suyun ilk kez alınıp satılabilen bir mal yerine
konduğu Birleşmiş Milletler Rio Konferansında, dünya halklarının ve tüm
canlıların su hakkına göz dikenler 22 Mart tarihini “Dünya Su Günü”
olarak ilan ettiler.
22
Mart’ın dünya su günü olduğunu ilan edenler, bugün Sütlüce’deki kongre
binasında 5. Dünya Su Forumu adı altında toplantılar düzenleyenlerdir.
Onlar, 16 Mart’ta Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformunun Sütlüce Kongre Merkezi önünde basın açıklaması yapmasını biber gazıyla, plastik mermiyle ve göz altılarla engelleyenlerdir.
Onlar, Türkiye ve dünyadaki tekeller ile ülkemizdeki işbirlikçileridir.
Onlar, son bir haftadır yaptıkları toplantıların sonunda:
- Evlerimize kontörlü su sayaçlarının takılması,
- Suyun piyasada fiyatlandırılması,
- Tarlaların bile kontörlü sayaçlardan geçen su ile sulanması,
- Nehirlerin üzerine onlarca baraj inşa edilmesi,
- Tamamen kurumaları pahasına da olsa derelerin, akarsuların yollarının değiştirilmesi,
- Yer üstündeki bütün su kaynaklarının depolanabilir hale getirilmesi, yer altı sularının kullanıma açılması,
- Doğanın kendi çevriminin geri dönüşsüz bir şekilde bozulmasına yol açacak alt yapıların inşa edilmesi,
- Dere, göl, lagün ve yer altı akiferlerinden oluşturdukları su depolarına su transferi yapılması,
- Su
alt yapı yatırımlarının hızlandırılması için dış borçlanma kanallarının
daha da açılması, IMF ve Dünya Bankası gibi tefeci kurumlara verilen
tavizlerin daha da arttırılması
- “Kirleten öder” prensibiyle, doğa katliamlarının meşrulaştırılması,
- Sermayenin krizinin, tüm canlıların suyunu satışa çıkararak aşılması
Kararlarını alanlardır.
Bu
nedenle bizim, Suyun Ticarileşmesine Hayır Platformunun bileşenleri
olarak bugün burada toplanmamızın nedeni 22 Mart Dünya Su Gününü
kutlamak değildir. Çünkü biz, suyumuzu satmaya çalışanların süslü
sözlerinin, ilan ettikleri bu özel günlerinin arkasındaki hesapları
biliyoruz. Bu hesapları, bu oyunu bozmak için buradayız.
Dünya
Su Konseyini ve Dünya Su Forumunu kara listeye alırken; Birleşmiş
Milletleri su sorununa ev sahipliği yapmaya çağıranlara da bir çift
sözümüz var. Biz, Dünya Su Konseyini kuran ve yaşatanın Birleşmiş
Milletler olduğunu da; bu çağrıyı yapanların oynadığı oyuna “tavşana
kaç, tazıya tut” dendiğini de biliyoruz.
Dünya
Su Günü adı altında halkları ve tüm canlıları susuz bırakmanın
planlarını yapanlar, bu yılki 22 Mart’ı “Sınır aşan sulara”
adadıklarını söylüyorlar.
Onlara göre sınırlar meşru, dereler ise gayrı meşrudur.
Onlara göre, sular, sınır aşmakla suç işlemektedir.
Biz,
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu olarak, suların sınırları
değil, sınırların suların akışını ihlal ettiğini söylüyoruz.
Dünya Su Gününüz sizin olsun,
Biz,
kapitalizmin doymak bilmez kar hırsına karşı tüm canlı yaşamın hakkını
savunuyoruz. Bu mücadelemiz asla tek bir günle ya da bir haftayla
sınırlı kalmayacak, toprağımız, ekmeğimiz, emeğimiz ve sularımız
özgürleşene kadar devam edecektir.
SUYUN TİCARİLEŞTİRİLMESİNE HAYIR PLATFORMU
|
|
|
Diğer İllerdeki Protestolar |
|
Orijinali için tıklayın
Trabzon’ da Dünya Su Forumu protesto edildi - 22 Mart 2009
5. Dünya Su Forumu, KESK, Halkevleri, ÖDP, EMEP,Çevre Kültür
Girişimcileri Derneği, İHD ve Öğrenci Kolektifleri tarafından Trabzon’
da yapılan eylem ile protesto edildi.
Meydan
parkında yapılan eylem öncesi, Kolektif Tiyatro Atölyesi tarafından
hazırlanan sokak tiyatrosu oynandı. Dünya Su Forumu, Karadeniz’deki HES
projeleri ve uluslararası su politikalarına değinen sokak tiyatrosu
izleyenler tarafından ilgi görürken; daha sonra KESK dönem sözcüsü
Celal AKAÇ tarafından bir basın açıklaması okundu. Basın açıklamasında
5. Dünya Su Forumu’ nun asıl toplanma amacı olan suyun
ticarileştirilmesine ve Karadeniz bölgesindeki HES projelerine karşı
talepler sıralandı. Yapılan basın açıklamasının ardından, meydan
parkında stand açılarak, bildiri dağıtıldı. Dağıtılan bildirilerde,
Dünya Su Forumu’ na ve su politikalarına karşı olma nedenleri şu
şekilde belirtildi:
*Suyun sadece paraya ve güce sahip olanlar tarafından ulaşılabilecek, alınıp satılan bir mal haline getirilmesine karşıyız.
*Evlerimize, önceden parasını vererek kontör alacağımız su saatleri
takılmasına ya da suya erişimin piyasa fiyatlarına endekslenmesine
karşıyız.
*Su havzalarına yapılaşma izni verilmesine; orman alanlarının talanına karşıyız.
*Su kaynaklarının, derelerin, akarsuların özel şahıslara /
şirketlere satılmasına; üzerlerinde yüzlerce - binlerce HES yapılarak
doğanın yok edilmesine karşıyız.
*Geçimlik tarımla uğraşan milyonlarca küçük çiftçinin tohum, gübre,
mazotun ardından şimdi de suyu piyasa fiyatları üzerinden satın almak
zorunda bırakılmasına karşıyız.
*Sularımızı kirleterek ülkede ve dünyada temiz su kıtlığına yol
açan şirketlerin, bu kıtlığın bedelini halklara yüklemeye
kalkışmalarına karşıyız.
Sendika.Org / Trabzon
Orijinali için tıklayın
Suyun ticarileştirilmesine karşı İzmir’de su haktır yürüyüşü
İstanbul’da gerçekleştirilen 5.Dünya Su Forumu’na karşı dün İzmir’de
bir yürüyüş gerçekleştirildi. Birçok ilerici dernek ve çevre
örgütlerinin oluşturduğu İzmir Su Haktır Platformu Alsancak Vapur
İskelesi’nden Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi önüne kadar
yürüdü. Platform burada bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Yüze yakın
katılımın olduğu yürüyüşte sıklıkla “Su hayattır satılamaz”, “Su haktır
satılamaz”, “AKP’nin imamı kaça sattın suları”, “Dereler ağlar, Hilmi
güler” sloganları atıldı. Açıklamada suyun bir ihtiyacın da ötesinde
bir hak olduğu vurgulandı. AKP’nin izlediği neoliberal politikalar
derelerimizi de satılığa çıkardığı belirtildi. Su Forumu’nun amacının
su kaynaklarının piyasalaştırılması ve suyun bir ticari meta olarak
satışının ölüm anlamına geldiğinin de ifade edildiği açıklamada
kontörlü sayaç uygulamasına da değinildi. Suyun bir hak olduğu ve
herkesin suya sahip çıkması gerektiğine işaret edilmesinin ardından
açıklama son buldu. Çiftçi Sen, Emekli Sen ve Birlikte Başarabiliriz
Platformu’nun da destek verdiği eylem Tiyatro Evi Kültür Derneği’nin
hazırladığı su ile ilgili bir sokak oyunu ile devam etti. Sokak oyunun
ardından Bağımsız İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Arif Ali
Cangı suyun önemine değindi ve su ile ilgili yerel yönetimlerin su
tekellerinden yana değil, insandan yana tercih kullanmaları gerektiğini
vurguladı. Konuşmaların ardından Ege Üniversitesi’nden Prof Dr. Mehmet
Sıkı ile Alsancak Kültür Merkezi’nde “Su ve hayat” konulu bir söyleşi
gerçekleştirildi. Söyleşinin sonrasında Kültür merkezi önünde İzmir
Karikatürcüler Derneği’nin su ile ilgili hazırladığı karikatür sergisi
açıldı. Serginin yanında masa açılarak suyun ticarileştirilmesinin
yaratacağı sonuçları anlatan bilgilendirme broşürleri dağıtıldı.
Sendika.Org – İzmir

Orijinali için tıklayın
Bolu'da su hakkı eylemi

BOLU(21.03.2009)- Bolu'da ESP ve Genç Sen'in de aralarında bulunduğu
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu, dün eylem yaptı, “Su
yaşamdır satılamaz” dedi.
Yapılan basın açıklamasında, “Küresel krizi yaratanlar şimdi de
suyumuza göz koyuyor, yaşam alanlarımızı daraltıyorlar” denildi. En
temel insan hakkı olan suyun ticarileştirilmesine izin vermeyeceklerini
belirten kurumlar, Bolu halkına su hakkı için seslerini yükseltme
çağrısı yapıldı. Eyleme, Bolu halkı da destek verdi.
Eylem, “Su yaşamdır satılamaz”, “Su haktır satılamaz”, “Kurtuluş yok
tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganlarıyla sona erdi.
Ayrıca Platform son toplantısında Bolu'da ki su rantıyla ilgili
belediyeye verilmek üzere, kapsamlı bir rapor hazırlama kararı aldı.
|
|
|
Alternatif su forumu yapıldı |
|
Orijinali için tıklayın
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu, Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde iki gün süren alternatif su forumunu yaptı
Sendikalar, meslek odaları, toplumsal hareketler, dernekler, siyasi
partililer, dergi grupları, akademisyenler tarafından oluşturulan Suyun
Ticarileştirilmesine Hayır Platformu, Alternatif Su Forumu’nu 19-20
Mart’ta Beşiktaş Akatlar’da bulunan Mustafa Kemal Kültür Merkezi Attila
İlhan Salonu’nda yaptı.
Forumun açılış konuşması YTÜ Öğretim Üyesi Beyza Üstün tarafından
yapıldı. Konuşmasına "Bizler, Suyun Ticarileşmesine Hayır Platformunun
bileşenleri olarak İstanbul’da 5. si toplanan Dünya Su Forumu’nun ve
reddettiğimiz bu forumun Türkiye’de ve dünyadaki tüm işbirlikçilerinin
suyun üzerinde oynamaya çalıştığı oyunlara karşı bir aradayız.
Mücadelemiz suyu kapitalizm kıskacından kurtarmak içindir” diyerek
başlayan Üstün, suyun ticarileştirme sürecini ve Dünya Su Forumu’nun,
suyun ticarileştirilmesi sürecinin bir organizasyonu olduğunu anlattı.
Sözlerini "Dünya Su Forumu'nun hedeflerine karşı halkın birlikte
mücadele edeceğini bir kez daha duyuruyoruz" diyerek bitiren Üstün’ün
ardından TTB Merkez Konsey Başkanı Gençay Gürsoy, KESK Genel Başkanı
Sami Evren, DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, TMMOB Genel Başkanı
Mehmet Soğancı, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı
Abdullah Aysu ve Su Politik adına Gaye Yılmaz birer konuşma yaptı.
Foruma katılamayan Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven ise gönderdiği
görüntülü mesajıyla foruma katıldı. Özgüven konuşmasında sosyal
belediyeciliğini 10 madde halinde okudu. İnsan merkezli sosyal
belediyecilik konuşmasında Özgüven, barınma, eğitim, sağlık ve çevre
gibi başlıkları maddeler halinde anlattı.
Özgüven son olarak Dikili’de 10 tona kadar suyun ücretsiz kullanımından dolayı yargılandığını da paylaştı. |
|
Devamını oku...
|
|
|
"İnsanca Yaşam Suya Erişimle Mümkün" |
|
Orijinali için tıklayın
Suyun
Ticarileştirilmesine Hayır Platformu'nun düzenlediği forumda konuşan
TTB'den Fırat ve Topuzoğlu, su kaynaklarının kirlenmesinin getireceği
sağlık risklerini vurguladı.
BİA Haber Merkezi - İstanbul
Tarih boyunca nehir veya ırmak kenarlarının yerleşim için
tercih edildiğini söyleyen Türk Tabipler Birliği'nden (TTB) Dr. Murat Fırat,
"Şu an İstanbul'un yerleşimi de, nüfusun artmasıyla birlikte suyun bol
olduğu kuzey kesimlere kayıyor" dedi.
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu'nun Akatlar
Mustafa Kemal Kültür Merkezi'nde düzenlediği forumda yer alan "Su ve
Sağlık" panelinde konuşan Fırat, su kaynaklarında yaşanan kirlenmenin
getirdiği risklere dikkat çekti.
İstanbul'a su taşıması beklenen Melen ve Ankara için de
Kızılırmak projelerini örnek veren Fırat, "Bu ırmaklar yıllar boyunca çok
kirletildi. Balıkların bile yaşayamayacağı hale getirildi" diye ekledi.
"Önce ormanlık alanlarda kaçak yapılaşmaya seyirci
kalındı. Sonra, bozulan bu tarz orman arazilerinin satışı gündeme getirildi.
Sonuç olarak da temiz hava kaynağı olan ormanların dolayısıyla da buradaki su
havzaları tehdit altında kaldı."
|
|
Devamını oku...
|
|
|
19 - 20 Mart Etkinlikleri Açılış Konuşması |
|
Bizler, Suyun Ticarileşmesine Hayır Platformunun bileşenleri olarak
İstanbul’da 5. si toplanan Dünya Su Forumu’nun ve reddettiğimiz bu
forumun Türkiye’de ve dünyadaki tüm işbirlikçilerinin suyun üzerinde
oynamaya çalıştığı oyunlara karşı bir aradayız. Mücadelemiz suyu
kapitalizm kıskacından kurtarmak içindir.
Bu amaçla bir araya gelen Suyun Ticarileştirilmesine Hayır
Platformu bileşenleri devrimci örgütler, demokratik kitle örgütleri
olarak; Sendikalar (DİSK, KESK, Çiftçi Sendıkaları Konfederasyonu),
Meslek Odaları (TMMOB ne bağlı odalar , TTB, ), Dernekler ( Öğr.
Üyeleri, Çağdaş Hukukçular, ...), Çevre ve Kültür Platformları ve
Kurulları (Munzur Koruma Kurulu, Derelerin kardeşliği
platformu,.......), Dergi ve Gazeteler (Homur, Kaldıraç, İşçi gazetesi,
İvme ), Siyasi partiler, yerel idareler (Dikili Belediyesi ...) bir
yıldır birlikte mücadele ediyoruz.
Mart 2009 a kadar gelinen sürede Türkiyenin her yerinde ve Yurt
dışında Suyu ticari bir mal (meta) olarak görmeyen ve suyu doğanın tüm
canlıların vazgeçilmez yasam kaynağı olarak gören tüm aktivistlerle,
halklarla buluştuk. Söyleştik, bilgilerimizi ve deneyimlerimizi
paylaştık. Paylaşımlarımızı son iki gündür çalıştaylarda ortaklaştırdık
Gelinen yerden sizi, bizim gibi düşünen herkesi aramıza alarak yolumuza
devam etmekteyiz. |
|
Devamını oku...
|
|
|
'Asıl suyumuza göz dikenler EFENDİ DEĞİL' |
|
Orijinali için tıklayın
Eylem Lodos
5.
Dünya Su Forumu’nda açıklama yapan Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu,
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu’nun ‘Su ticarileştiriliyor’
yönündeki açıklamalarının doğru olmadığını savundu.
5.
Dünya Su Forumu’nda açıklama yapan Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu,
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu’nun ‘Su ticarileştiriliyor’
yönündeki açıklamalarının doğru olmadığını savundu.
Ancak Eroğlu’nun toplantı yaptığı sıralarda ‘suyun özelleştirilmesi’ ve
‘su sektörünün ekonomik krizden korunma yolları’nın tartışıldığı
panelde konuşan Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı Hasan Z. Sarıkaya,
devletin özel sektöre teminat vermek için çalışmalara başladığını
açıkladı.
Önceki gün gazetecilerin sorularını yanıtlayan Çevre ve Orman Bakanı
Veysel Eroğlu, suyun özelleştirileceğine dair söylemleri inkar ederek,
devletin su yatırımlarını sürdüreceğini öne sürdü. Eroğlu, ‘su
ticarileştirilmeyecek’ açıklamalarını bir yana bırakarak, “Dünya Su
Fuarı’nın amacı, dünyanın farklı bölgelerinde su etkinliklerine
katılmış firmaların bu fuar aracılığıyla elde ettikleri neticeleri
dünya kamuoyuyla paylaşmalarını sağlamaktır. Bu fuar, Türk su
sektörünün dünyaya açılımı içinde eşsiz bir platform niteliğindedir”
dedi. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Asla ama asla sesimizi boğamazsınız, kararlılığımızı yok edemezsiniz |
Daha önce planladığımız gibi saat 19:00'da Taksim'de Basına ve
Kamuoyuna açıklamamızı yaptık; Dünya Su Forumunu da, dün maruz
kaldığımız polis saldırısını da protesto ettik. Ve ardından
türkülerimizi söyledik. 18 Mart'ta atölye çalışmalarına devam edecek, 19 ve 20 Mart'ta Mustafa Kemal Kültür Merkezinde (Akatlar) panellerimizi yapacak, forumlarımızı toplayacağız
Çağrımız suya, hayata ve geleceğe sahip çıkan tüm kişi ve kuruluşlaradır.
Panellerimize - Forumlarımıza katılın!
Hep birlikte haykıralım: Su Hayattır SATILAMAZ! |
|
Devamını oku...
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 15 Toplam: 88 |
|